Güney Afrika Cumhuriyeti

Dünyanın en eski kültürleri, en eski fosilleri ve en yeni demokrasisi… Üstün kaliteli “vahşi yaşam” tecrübesi ve inanılmaz bir kültür renkliliği ile heyecan verici; Güney Afrika…  Kızılın her tonuna yolculuk yaparsınız etrafınıza baktığınızda… Her nefes aldığınızda bilirsiniz ki onun cennetinden nefes alıyorsunuz. Afrika’da yaşanılan her an, artık nesli tükenmekte olan bir hayvanla geçirilen son dakikalar kadar benzersizdir. Öyle bir kıtadır ki Afrika, sıradanlaştırılamayacak kadar özel, ehlileştirilemeyecek kadar vahşi… Sadece yaşamak gerekir, kalıplara sokmadan…

 

1961 yılına kadar İngiliz kolonisi olan Güney Afrika, göçmen Hollanda-Hint-Malay-Çin-İtalyan-Portekiz ve seneler önce Kuzey Afrika’dan gelen zengin siyah kültürlerin karışımı ile tam bir gökkuşağı ülkesi… Bölgede 300 senedir yaşayan yerel ırk olarak tanımlanan Bushmenlerin en saf insan ırkı olduğu iddia ediliyor. Ülkedeki vahşi yaşam muhteşem; beş büyük olarak tanımlanan Fil, Arslan, Buffalo, Leopar ve Gergedan dışında deniz canlıları ile de inanılmaz bir doğal hayat var… Teknelerle binlerce Fok balığının yaşadığı adalara gidebilir, çeşitli türdeki balinaları seyredebilir, penguenlerle beraber yüzebilirsiniz.
Cape Town ve Masa Dağı
Ülkenin alt yapısı eskiden koloni olması nedeniyle çok gelişmiş… Bu nedenle üstün kaliteli Safari Lodge, butik oteller ve pansiyonlarda kalmak mümkün. Dünyadaki en büyük şarap üreticilerinden biri Cape Town’da yer alıyor ve yüzlerce senelik şarap çiftliklerinde tadım yapmak eşsiz bir zevke dönüşüyor. Cape Town, Güney Afrika’nın 3 başkentinden biri…Şehir,  tarifi olmayan güzellikte bir kumsal ve “Masa Dağı”nın görkemli manzarası eşliğinde uzanıyor. 1086 metre yüksekliğindeki Masa Dağı adını, masa gibi dümdüz olmasından alıyor. Teleferikle çıkılabilen bu dağda;  “Şeytan Tepesi” ve “Aslan Başı” denilen iki ayrı nokta bulunmakta. Gün batarken bulutlar, sanki masallardaki gibi bir yumuşaklıkta üstünüzden, dağın kıvrımları arasına süzülüp gidiyor. Elinizi uzatsanız, o buluta binip gideceğinizi hissettiriyor size… Dağın tepesi, aynı zamanda bir ulusal park. Etrafta babunlar ve yılanlar kendi sakin yaşamlarına devam ediyorlar. Dağda tam 1470 çeşit bitki türü var… Tepeler, sanki ayrı bir gezegen; herkes çok mutlu ve çok dost.

Cape Town, bir kısmı çok zengin bir kısmı da varoş semtlerden oluşan bir şehir. Öyle villalar var ki, kendinizi Beverly Hills’de hissedebilirsiniz. Her biri inanılmaz güvenlik önlemleriyle donatılmış malikaneler. Bunların biraz ilerisinde ise varoş kesim bulunuyor. Sadece zencilerin olduğu bu kesimde ise fakirlik hat safhada. Her ne kadar 1948-1994 yılları arasında hüküm sürmüş olan ırkçılık, Nelson Mandela ile kalkmış gibi gözükse de, dolaştığınız her yerde bu ayrımın varlığı iliklerinize kadar işliyor.

Waterfront ve Robben Adası

Cape Town’da mutlaka gidilmesi gereken yerlerden bir tanesi “Victoria&Alfred Waterfront”… Oldukça güzel bir liman şehri. Asil bir Victorian hava taşıyan bu liman, alışveriş mekanları, enfes yemeklerin tadına bakabileceğiniz restoranlar, iki adet dev akvaryumu, müzeleri ve eğlence adına arayabileceğiniz bir çok şeyi bir arada bulabileceğiniz bir bölge. Ayrıca limandan kalkan gezi tekneleriyle, Cape Town’un güzel koylarını da ziyaret edebilirsiniz. Özellikle Robben Adası turu, en çok ilgi çeken geziler arasında yer alıyor. Robben Adası’nda bir çok mahkumla birlikte Nelson Mandela’nın 27 yıl hapsedildiği hapishane ve bir kale de bulunuyor.

Güney Afrika’nın en güneyi; Ümit Burnu…
Sahil yolundan yaklaşık 60-70 km. bir yol katederek okyanus manzarası eşliğinde gidiliyor Ümit Burnu’na… Burada bulunan Milli Park’a da ufak bir trenle çıkıp Hint Okyanusu ile Atlas Okyanusu’nun dansına şahit oluyorsunuz. Bir uçurumun tepesinde yer alan Fener Evi ve bu eve sırtınızı verdiğinizde solunuzda Hint Okyanusu ve sağınızda Atlantik, her iki denizi de dev dalgalar eşliğinde kucaklıyorsunuz… Müthiş bir manzara…

Good Hope Kalesi (Ümir Burnu Kalesi)
1652 yılında 72 adam ve 8 kadın ile beraber adaya gelen Hollandalı tüccar Jan van Riebeeck, kalenin yapımında toprak ve yün kullanarak inşa etmeye başladığı ve Hollanda’dan getirilen taşlarla tamamlanması 30 sene süren kale… Yeni yerleşimi dış saldırılardan korumak amaçlı yapılan kale sadece Cape Town’un değil, Güney Afrika’nın da en eski binası olarak kabul ediliyor. Günümüzde, askeri merkez olarak hizmet veren kale, William Fejr Koleksiyonu’na ev sahipliği yapan bir müzeyi de bünyesinde barındırıyor.

Fok balıklarıyla dans; Hout Bay Adası

Hout Bay Adası, Cape Town’un biraz açığında bulunuyor. Buraya gitmek için, yolunuzun üzerinde bulunan cennet plaj Camps Bay Beach’den geçiyorsunuz. Araba ile tepeden inerken gözüken plajın bakir görüntüsü, herkese unutulmayacak bir manzara sunuyor. Ardından tekneler ile meşhur fokların adası Hout Bay adası sizleri bekliyor. Tekneler kayalıklara yaklaştıkça yüzlerce fok balığının kalpleri ısıtan danslarına şahit oluyorsunuz. Derken balıkçıl kuşları da bu dansa katılıyor. Ortamın sarhoşluğunu yaşarken eğer biraz daha şansınız varsa; balinaların su fışkırtarak ortama eşlik ettiğini de görebilir ve hayatınızın en büyüleyici dakikalarını yaşayabilirsiniz.

 

Penguen Cenneti ; Boulders Beach

Boulders Beach, ya da kısaca penguen cenneti… Şehrin en ünlü plajlarından bir tanesi olan bu plaj, kumsalı ya da berrak denizi ile değil, burada bulunan penguenleriyle ünlü. Bölgeyi kendilerine ev olarak seçen ve insanlarla beraber yaşamaya alışmış olan sayısız penguenle birlikte güneşlenmenin tadını çıkartın! Eskiden insanların dokunmasına izin veriliyormuş, ama artık sadece bir yürüme parkuru boyunca sahili turlayıp, resim çekmeniz mümkün. Bazı penguenlerin tüyleri uzun, bunlar bebek penguenler… Yanınızda paytak paytak yürüyen bir penguenle denize girmek kendinizi bir çizgi filmde gibi hissetmenize neden olabilir!

.

Boulders Beach’e giderken, Simon’s Town adındaki küçük kasabaya mutlaka uğramalısınız. Yarı değerli taşlarıyla ünlü olan bu kasabada farklı şeyler görebilir, huzur dolu saatler yaşayabilirsiniz. Hollanda mimarisinin hakim olduğu kasabadaki reformist kiliseler görülmeye değer.

 

Üzüm bağları ve gün batımında şarap tadımı

Güney Afrika, şarap alanında son yıllarda oldukça iddialı bir şekilde kendini göstermeye başlayan bir ülke… Yılın neredeyse her günü güneş alan iklimi ve farklı toprak çeşitlerinin bulunması nedeniyle ülkede üzüm bağları oldukça verimli. Cape Town çevresinde bulunan Boschendal, Groot Constantia, Morgenhof gibi bağlar şarap tutkunlarının ilk ziyaret edeceği yerler arasında… Şarap bağlarının manzarası kadar, buralarda yapılan şarapların tadına da bakabilirsiniz. Bağların yakınında bağ evlerinde bulunan şarap üreticileri, ilk olarak size yaptıkları şarap hakkında bilgi veriyor ve ardından da tek tek tatlarına bakmanızı istiyorlar. Kokusu, yapılış tarihi ve tadı hoşunuza giden şarabı bu bölgelerde arzu ettiğiniz kadar içebilir ve ayrılırken beğendiğiniz şaraplardan bir tane satın alabilirsiniz. Üstelik de çok ucuz fiyatlara…

Ne yemeli?

Yılın her mevsimi, dünyanın dört bir tarafından turist ağırlayan Cape Town, bir liman kenti olduğu için tabii ki ilk tadına bakılması gereken lezzet; okyanus manzarası eşliğinde deniz ürünleri olmalı… Bu şehirde balık tutmak bir yaşam biçimi, ister büyük balıkçı tekneleriyle ister küçük oltalarla olsun masalara gelen lezzetler, balık yemenin keyfini sonuna kadar çıkarmanıza olanak veriyor. İster lüks bir restoran olsun ister ufak bir balıkçı, seçim size kalmış!
Yöresel lezzetlere gelince, şehirde Afrika yemeklerinin tadına çok fazla bir yerde bakabileceğiniz söylenemez. Cape Town genel anlamda Malezya ve Avrupa mutfağından esinlenerek kendilerine karma bir mutfak kültürü oluşturmuşlar. Sofralarından taze sebze ve meyveleri eksik etmiyorlar. Ayrıca mısır ve mısır ürünleri de her yemeğin içinde ya da yemeklerin yanında garnitür olarak sıkça karşınıza çıkıyor.

Mücevher ve elişi

Alışveriş için bu şehirde oldukça fazla seçeneğiniz olduğunu söylemek mümkün. Güney Afrika, dünyaca ünlü madenlerin bulunduğu bir ülke. Bu şehirden satın alınabilecek ilk ürün tabi ki mücevher… Birçok yerde ışıl ışıl vitrinler görmeniz mümkün. Mücevher mağazalarında oldukça güzel ve özel tasarımları bir arada bulabilirsiniz. Şehirde birçok yerde bulunan yöresel pazarlarda, yöre halkının yapmış olduğu heykeller, oyma işi tahta ürünler, el işi deri malzemeler ve ustaların ellerinden çıkan cam ürünleri de satın alabilirsiniz.

Şehirde eğlence için herhangi bir sınırlama getirmek çok yanlış olur. Bu şehirde eğlenmek için özel bir festival ya da hafta sonunu beklemenize gerek yok; her zaman eğlence anlamında size farklı seçenekler sunacak bir yer… Gece hayatının kapalı mekanlarda olduğu kadar sokaklarda da yaşandığı bu şehirde, bir çok insan için müzik, dans ve eğlence bir yaşam biçimi halini almış.

Afrikanın Newyork’u; Johannesburg

Johannesburg’u gözünüzde canlandırmak isterseniz; Harlem’i düşünün, içine büyük bir Manhattan mahallesi yerleştirin, aralara İngiliz kolonyalist stili serpiştirilmiş evler ve biraz Hollanda mimarisi ekleyin ve hepsini yeşil bir bitki örtüsüyle karıştırın… Johannesburg, para devir daiminin en hızlı olduğu şehir. Çeşitli endüstri kollarının yanı sıra ticari ve kültürel kuruluşlarıyla şehir, Güney Afrika’nın en büyük ekonomik merkezi… Kartpostallardaki Güney Afrika’nın izini sürmeye başlamadan önce, ülkenin siyasi geçmişiyle tanışmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.Güney Afrika’nın en zenginleri de en fakirleri de Johannesburg’da yaşıyor. Tabii ki efsanevi lider Nelson Mandela da… Eski altın madeni Gold Reef City, Güney Afrika’nın en uzun soluklu müzikali African Footprint ve Apartheid Müzesi mutlaka ziyaret edilecek yerler arasında.

SunCity; Casino’lar şehri…

Eğer ihtişam görmek, kumar oynamak ve eğlenmek istiyorsanız güzellik yarışmalarıyla adını duyuran Sun City; Johannesburg’un kapı komşusu… Johannesburg’a 2 saat mesafede olan ve Güney Afrika’nın Las Vegas’ı olarak bilinen bu şehre, yılda 5 milyonu aşkın turist geliyor. Vahşi doğanın ortasında kurulan Afrika’nın Las Vegas’ında muhteşem yapay tropik sahiller, yapay dalgalar, yapay şelaleler, yapay dev fil heykelleri, yapay insan yüzleriyle işlenmiş kayalıklar var.  Sun City yakınında bulunan Pilansburg Milli Parkı ülkenin en büyük üçüncü Safari Parkı…

Ulus olarak istikrarsız bir gelişme içinde olmalarına ve zenginle fakir arasında büyük bir eşitsizlik süregeliyor olmasına rağmen yine de Güney Afrika insanları arasında barış duygusu mevcut… Ve genelde şaşırtıcı bir biçimde ırklar arasında bir düşmanlık yok… Her nereye giderseniz gidin, Güney Afrika’da değişmeyen tek şey, insanların ister beyaz olsun ister siyah, güler yüzlü ve yardımsever olmaları…

 

Benzer Haberler:

 
 
 

Yazar hakkında

More posts by